Simya ve Anlamı

Simya ve Anlamı

alchemy

Biraz gizem, biraz sanat, biraz bilim: Simya

Simya, en öncelikli amacı temel metalleri altın ve gümüşe dönüştürmek olan antik bir sözdebilimdir. Simyanın bir diğer amacı da tüm hastalıkları ortadan kaldıracak tek bir tedavi ve insanların ömrünü uzatacak bir yöntem bulmaktır.

Simya, doğayı spiritüel açıdan yaratıcı bir biçimde inceleyen, saf olmayanı saf olana dönüştürmeyi amaçlayan bir metoddur diyebiliriz. Sembolik olarak simya insanın daha yüksek bir varlık formuna dönüşmesini sağlayan mistik bir ilimdir de diyebiliriz.

Simya, kimya ve İngilizce’de simyanın karşılığı olan “alchemy” sözcükleri Arapça’dan gelmektedir. Sözcüğün en eski kökenini kimse bilmemektedir. Bu konuda popüler bir görüş sözcüğün “Khem ülkesinin ilmi” ifadesinden geldiğidir. Khem Arapların antik Mısır’a verdiği isimdir. Simya ilmi Araplara Mısır’dan geçmiştir. Bir diğer görüş ise sözcüğün “al” ve “kimya” sözcüklerinin birleşiminden geldiğidir. Antik Mısır dilindeki “khemeia” da simya sözcüğünün kaynağı olabilir. “Khemeia” siyah cevherin hazırlanması anlamına gelir.

Sözcüğün kökeni ne olursa olsun, insanlığın tarihin başından beri parıltılı altın cevherine duyduğu ilgi yadsınamaz bri gerçektir. Paleolitik dönem mağara sakinleri bile doğada altın parçaları bulup bunu bireysel olarak yanlarında saklamıştır. İnka medeniyeti altının güneşin teri olduğuna inanırdı ve tören taçlarından balık oltalarına kadar her yerde altın kullanırlardı. Hindular için ise altın ilahi aklın fiziksel yansımasıydı. Antik Yunanlı şair Pindarus’a göre ise altın “Zeus’un çocuğu” olarak nitelenmiştir.

Altının ele geçirilmesi demek servet ve güç ele geçirmek demekti. Tarih içerisinde altın sembolik bir anlam da kazanmış, mükemmelliğin, bilgeliğin, ışığın simgesi olarak görülmüş ve mistik bir güç halesi taşıdığına inanılmıştır. Tüccarlar onunla ticaret yapmış, prensesler onun uğruna evlenip uzak diyarlara gitmiş, çağlar içerisinde krallar ve sıradan insanlar altını ele geçirmek için mücadele vermiştir.

Simyanın en öncelikli amacı temel metallerden altın üretmekti. Ancak bu hedefin gizli kısmı çoğunlukla unutulmuştur. Simyacı aynı zamanda spiritüel mükemmelliği arayan kişidir ve temel metalleri mükemmel Güneş metali altına dönüştürmek, onları saflaştırmak, ruhun sıradan halden tanrı ile bir olma haline geçişinin simgesidir.

Simya eski çağlarda Mısır ve Çin’de yaygın şekilde uygulanmıştır. Bir sanat olarak, simya şüphesiz çok çok eski, kadim bir uygulamadır. Başlangıç noktası, en ilkel haliyle demir ve benzeri metalleri eritmek ve bu şekilde altın ve gümüş gibi değerli metallere ulaşmaya çalışmaktı.

Antik geleneğe göre, simyanın muciti M.Ö. 2500’lerde yaşamış Hermes Trismegistus adlı efsanevi kişiliktir. Simya, Adem ile Havva’nın hikayesinde de yer bulur. Cehennemden kovulurlarken bir melek onlara acır ve tam kapıdan çıkacakları sırada astroloji ve simya ilmini onlara öğretir. Bu hikaye, Adem ile Havva’nın spiritüel gerçeklikten materyal dünyaya geçişinin de bir çeşit sembolüdür.

Bir diğer efsaneye göre ise, Hermes Trismegistus’un mumyası Gize Piramidi’ndeki gizli bir odada elinde zümrüt bir tablet tutar halde bulunmuştur. Tablette evrendeki tüm varlıkların bütün güçlerin üzerindeki tek bir güçten geldiği ve bu gücün parçası olduğu, dolayısıyla maddelerin birbirine dönüştürülebileceği yazılıdır.

Doğu’da, Çin ve Hindistan’da simyanın tıp ve meditasyonla birlikte başladığı düşünülmektedir. Simya Taoist felsefe ile ilişkilendiriliyordu ve bir ilaç yardımı ile temel metallerin altına dönüştürülebileceğine inanılıyordu. Altının hastalıkları iyileştirebileceği ve ömrü uzatabileceği de altınla ilgili inançlar arasındaydı. Nei Ching adlı Çin tıp kitabında simya işlemleri ile ilgili referanslar vardır ancak tarih içerisinde bu eser kaybolmuştur.

Mısır’da simya metalurji ve camcılık ile birlikte gelişmiştir, piramit gizemleri ve başlatma törenleri de çoğu zaman simya ile birlikte anılmıştır. Dönüştürme metodları tapınak rahiplerince sır olarak saklanırdı. Bu sırlar 2. Yüzyılda İskenderiye’deki akademide açığa çıkmaya başlamıştır. Kabala aracılığı ile Musevilerin de spiritüel simyayı etkilemiş olmaları yüksek bir olasılıktır. Antik Mısır teogonisi ile kabala arasında güçlü ve bariz bağlar vardır.

Mısırlı zanaatkarların yetenekleri, Doğu mistisizmi ve Aristo’nun maddenin kompozisyonu teorisinin bileşimiyle simya ilmi gelişmiştir. Aristo her maddenin dört elementten oluştuğunu savunmuştur: su, toprak, ateş ve hava. Bu teoriye göre, yeryüzündeki her materyal farklı oranlarda bu dört elementi içerir. Bu bağlantı sayesinde bir temel metal altına dönüştürülebilir.

Bu fikirler Mezopotamya kaynaklı astrolojik yorumlarla da güçlenmiştir. Astrologlar yıldızların hareketlerinin insanların ruh halini etkilemenin yanı sıra metallerin birbirine dönüşme sürecini de etkilediğini varsaymışlardır. Simya uygulamaları için yıldızların uygulama yapılacak anlarda uygun konumda olması gerekir.

8 ve 9. Yüzyıllarda simya ilmi Çin, Yunanistan ve İskenderiye’den Arap dünyasına gelmiştir. Arap simyacılar Aristocu 4 element konseptini değiştirerek tüm metallerin iki ana bileşenden olduğunu varsaymışlardır: sülfür ve cıva. Aynı zamanda Çinli simyacıların Felsefe Taşı konseptini de değiştirerek bunu “hasta” bir temel metali “yaşam iksiri” vazifesi görerek altına çevirebilecek bir ilaç olarak yorumlamışlardır.

Orta Doğu simya tezleri, Ebû Bekr Muhammed bin Zekeriyyâ er-Râzî ve İbn-i Sina gibi Müslüman bilim ve düşünce insanlarının çalışmaları Orta Çağ boyunca oldukça popüler hale gelmiş ve adeta Orta Çağ karanlığına mum yakmıştır. Roma İmparatorluğu’nun çöküşüyle Yunan felsefesi ve bilimi Batı Avrupa’da inişe geçmiştir. 11 ve 12. Yüzyıllarda İspanya ve Sicilya gibi Güney Avrupa bölgelerinde Araplar ile yakın temaslar Müslüman felsefeci ve bilim insanlarına ilgiyi tazelemiştir. Bunun sonucu olarak, Yunan metinleri Ortadoğu dillerine, oradan da Latin ve Avrupa dillerine çevrilmiştir. Bu dönemde Villanovalı Arnold, Roger Bacon ve Albertus Magnus gibi bilginlerin tezleri simya ve maddenin doğası üzerine açıklamalar getirmeye çalışmıştır. Bu çalışmalar mistik teorinin yanı sıra önemli uygulama tarifleri de içeriyordu. Villanovalı Arnold şarabın damıtılmasını tarif ederken, Roger Bacon barut formülü veriyor ve bir teleskopun nasıl inşa edilebileceğini anlatıyordu.

Simyacılar Avrupa sahnesinde tanıdık bir figür haline gelmeye başladı, krallar ve soylular simyacıları kendileri için çalışmaya ikna etmek için birbirleriyle yarıştı. Öte yandan, vaatlerini yerine getiremeyen, altın üretmeyi başaramayan pek çok simyacı hayatını kaybetti. Bu gibi olaylarla birlikte simyanın popülaritesinde düşüş yaşanmaya başladı. Çok az sayıdaki kadın simyacılardan Marie Ziglerin de talihsiz simyacılar arasında yer almış ve yakılarak öldürülmüştür.

Tipik simyacı laboratuarı gizemli kimyasal maddelerle dolu, karanlık, darmadağın, dumanlı ve kokulu bir odadır. Hem paradan tasarruf etmek hem de dış müdahaleleri önlemek amacıyla pek çok simyacı evde çalışmayı tercih etmiştir. Bazıları yemek pişirme ateşinden faydalanmak için çalışmalarını evlerinin mutfağında yapmıştır. Bazıları ise çatı katı ya da bodrumu tercih etmiştir. Bazı simyacılar laboratuarlarında bir sunağa da yer vererek işlerinin spiritüel yanını da es geçmezdi.

Bilimden çok mistisizme dayalı olsa da simya günümüz bilimlerine katkılar da sunmuştur. Fosfordan hidroklorik asite pek çok kimyasal maddeyi ilk izole edenler, sıvıları damıtmak, metalleri analiz etmek, kimyasal reaksiyonları kontrol etmek için yeni metodlar ve ekipmanlar geliştirenler simyacılardır. Onların geliştirdikleri pek çok teknik bugün halen kullanımdadır.

  1. yüzyılda yaşanan bilimsel devrimin ardından simya ötekileştirilme sürecine girdi ve gözden düştü. Buna rağmen simyacıların bilgi birikimleri ve keşfettikleri modern kimyanın temelini oluşturdu. 20. Yüzyılda ünlü psikiyatrist Carl C. Jung’un çalışmaları sayesinde simyanın spiritüel boyutu yeniden canlanmış, Batı dünyası gnostisizm, spiritüalizm ve simyayı yeniden hatırlamıştır.

Simyanın altın çağı ise kuşkusuz Rönesans dönemiydi. Avrupa çapında tüm sanatlarda, bilimde, hayatın her alanında bir canlanma yaşanmaktaydı. Biraz sanat, biraz bilim, biraz da din sayılabilecek simya bu dönemde Batı dünyasının yaşadığı inovasyonun parlayan yıldızlarından birisi olmuştur.

 

Bir cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Falfalcı.com sitesinde arayacağınız bütün falları rahatlıkla bulacaksınız. Bütün falların detaylı içerilerini bulacaksınız ve bu falların nasıl bakıldıklarını öğreneceksiniz. Hem fallar hakkında bilgi alacak hemde falcıların hayatlarıyla ilgili bilgiler bulacaksınız. En çok kullanılan kahve falı ve tarot falı hakkında detaylı bilgilerde sizi burada bekliyor. Fal Falcı sitesinde sizin gibi fallarla ilgilenen kişilerle iletişime geçebilirsiniz.

© 2015 Fal-Falcı